yalnızlığım, ucuz tahta gardıropları hatırlatıyor
durdukça büyüyor kendi kendine
duvarlar ellerini beyaza boyayıveriyor
karanlık seni siyaha
ne yapsan kar etmiyor
sustukça artıyor kimsesizliğin
saat 04:18.
bu sefer yanılttı beni bir dakikalığına
zaman dedim
akmaktaymış meğer
on yıldan fazla oldu
ben içeri düşeli -nazım'ın deyimiyle
on yıldır büyümüyor içimde hiç bir fidan
yine de yaşlanıyoruz bi şekilde
tütünü bırakamadım.
ellerimi yıkayamamak kadar ağır bu, seni düşündüğümde
seni daha az düşünüyorum
her zaman olduğundan daha az
neler neler düşünüyorum bilsen
hak verirdin elbet bana
geçim derdi
ekmeğimi kazanamıyorum
derin bi nefret taşıyorum kendime
yine de gülüyorum ele güne
vazifemizdir.
ne güzel olurdu, sana elden teslim etmek bir beyaz kağıdı
oysa varlığından bile şüphe duyduğum ruhunla
konuşuyorum varlığından emin olmadığım bir parlak cam üzerinde
beni bağışla.
kimseyi aldatmadım.
"iyi insan" olmayı denedim, bu geçen yıllarda
yine de insanız işte..
sen toprak altında
ben dört duvar arasında
oynuyoruz bu oyunu
zaman,
tüketecek hepimizi.
ellerinden öperim
babacığım.