Thursday, December 13, 2012

bad angels








ellerimle ateşler yakardım 
etrafında zıplayıp
kutlardık coşkumuzu
ellerim ve bi kaç parça dal
biraz da odun
ilkel bir kutsal törende
sönmek üzere yakılan ateş
mutlu ederdi 
izleyen aşıkları








Saturday, October 13, 2012

karanlıkta

buna bi dur demek istiyorum bu sessizliğe
bu uzayıp giden zamana büyüyüp genişleyen
kapkara bi kelepçe bu senden ayrı geçen zaman
titreyerek uyanmak her gece defalarca uykudan

yıllardır susuz bi ağaçla tanışmıştım
suya ihtiyacım vardı benim de.
bir süre öyle dikildik ayakta
birbirimize çare olamıyorduk
yürüdük gittik usulca yolumuza

ondan daha yorgundum tanıştığımızda
hangimiz daha ileri gittik kim bilir

Monday, October 08, 2012

8102001417




on bir yıl.
hey akıl, bak sana on bir yıllık bi cetvel!
o günden bu güne geçen zamana on bir yıl denir.
-peki zaman gerçekten ilaç mıdır?
cam gibidir insan, zamanla düzelmez
kırılana kadar taşır çiziğini

bıçak gibi bir gurur oturuyor genzime



Monday, September 03, 2012

4.84


bir solağın 28 yılı

delilik dolu bi kaç tatlı anı
yeniden uyanıyorum bir salıya

 oh, heart skipped a beat

Saturday, June 16, 2012






yalnızlığım, ucuz tahta gardıropları hatırlatıyor
durdukça büyüyor kendi kendine
duvarlar ellerini beyaza boyayıveriyor
karanlık seni siyaha
ne yapsan kar etmiyor
sustukça artıyor kimsesizliğin

saat 04:18.
bu sefer yanılttı beni bir dakikalığına
zaman dedim
akmaktaymış meğer
on yıldan fazla oldu
ben içeri düşeli -nazım'ın deyimiyle
on yıldır büyümüyor içimde hiç bir fidan
yine de yaşlanıyoruz bi şekilde

tütünü bırakamadım.
ellerimi yıkayamamak kadar ağır bu, seni düşündüğümde
seni daha az düşünüyorum
her zaman olduğundan daha az
neler neler düşünüyorum bilsen
hak verirdin elbet bana
geçim derdi
ekmeğimi kazanamıyorum
derin bi nefret taşıyorum kendime
yine de gülüyorum ele güne
vazifemizdir.

ne güzel olurdu, sana elden teslim etmek bir beyaz kağıdı
oysa varlığından bile şüphe duyduğum ruhunla
konuşuyorum varlığından emin olmadığım bir parlak cam üzerinde
beni bağışla.
kimseyi aldatmadım.
"iyi insan" olmayı denedim, bu geçen yıllarda
yine de insanız işte..
sen toprak altında
ben dört duvar arasında
oynuyoruz bu oyunu
zaman,
tüketecek hepimizi.

ellerinden öperim
babacığım.









Friday, June 15, 2012

pırt!



sadece "anne" olduğu için saygı ya da takdir bekleyen kadınları anlayamıyorum. hepimiz sevişiyoruz. sevişme sonucu madalya falan aldığımız yok. dünyayı bu hale sokan adamlara bi tepki vermek güzel ama onların da bi şekilde sevişilmiş "değerli" anneleri vardı. bir şeylerin değişmesi için harekete geçmek gerekir. ve bu yatakta sırtüstü uzanmaktan daha farklı bi hareket olmalı.

amacım kadın düşmanlığı yapmak değil, ama madem bu dünyanın ne kadar boktan bi yer olduğunu farketme ayrıcalığına sahipsiniz, doğurmayıverin..

çocuk sahibi olmamayı becerebilen kadınların oranlarını incelediğinizde neden "aşk, sevgi, arzu" gibi kelimelerin kadınlar tarafından daha çok telafuz edildiğini anlayabilirsiniz.


http://pewresearch.org/pubs/1642/more-women-without-children )


doğurmayın. dünyanın şu an olduğundan daha iyi bi yere gideceği yok. içgüdülere ket vurmayı öğrenmeli düşünen beyin artık.


Monday, April 30, 2012

geceye söylenenler



nasıl oluyor anlat bana 
sen sarılırken güzel soğuk yastığına, kanıyor benim beynim 
kurşun kalemlere döktüklerim, gizleniyor gözlerinden ve ben 
her sarhoşluğumda diz üstü çöküp adını bağırıyorum yukarlara 
nasıl oluyor anlamıyorum aşksa bu ilk defa 
ihtiyaçsa tanımıyorum -affa ihtiyacım var 

 nedir bu istek içimde? 
saksılarda büyütülmüş macera çiçeği
buğulu sabahların uykusu yapraklarında
köklerinden yukarı alev yürüyorken dahi
becerebilseydi
selamlamayı denerdi seni


Thursday, April 12, 2012

adam boyu yaprakların üzerinde

onlar sigara, sen sardığım tütün bana
aldırma onların yalancı bulutuna
sensin benim kafamda gezdirdiğim duman
sensin ellerimin ateşi, gece yarılarında
aşk başıma vurdukça gözlerim kanlı
uykusuzluk içeri giriyor
selamsız oturuyor
bi kadeh de ona. hoş gelmiş yine
ziyaretler sıklaştıkça, azalıyor değerli sessizlikler
tikler takların ardında
beklemek bu diyorsun, sessiz kal istiyorum
beklemekten bahsedince
zaman yitiriyor değerini

küçüldükçe büyüyor bi yerde sözler.
bir gemi şöyle derdi; limanda olmak güzel.

Wednesday, March 28, 2012

saat yağmur mu kış mı gün ortası mı
aceleyle tüketilen bir yolun topukta bıraktığı sancı
midenin ayaklanışı, bi sabaha karşı, ansızın bi devrin kapanışı
dalganın ardındaki durulukta deniz şimdi.
önce bir uğultu yayılıyor
kuşlar havalanıyor bir takım pervazlardan
kediler sırnaşıyor, sert kabuklu ağaçlara
nefesini tutuyor, bekliyorsun
elleri olmayan bir adam, başıyla selamlıyor doğan günü
ağaçlar eğilmiyor yine

Friday, March 23, 2012

gümüş bi kılıçla deri kayışı kesiyorum. bir başka dört duvardan ayrılık. bu geceden itibaren bir bavulda yaşıyorum.

saat 10da telefonum çaldığında uyuyordum. saat 13te elimde yeşil mukavvadan bi bavul ve omzumda fotoğraf makinamın çantasıyla evimden çıkarken keyifliydim. arkama bakmadım. son 3 yılımı geçirdiğim binayı bir dahaki görüşüm belki yıllar sonra olacaktı ama umrumda değil. yatağımın nerede olduğunu bilmiyorum bu gece. yarın da bilmeyeceğim.

defterlerim, çok sevdiğim bi kalem, geceden kalma yarım şişe şarap, bir kaç parça üst baş, sayfalarca el yazısı ve bir fotoğraf. yanıma bunları alıp hızla uzaklaştım evimden. apartmanın önünde eşyalarımı bilmediğim bi yere götürmek üzere bi kamyona yükleyen insanları gördüm. gözlerine bakmadım. yürüdüm. "bi takım anılar" diye düşündüm. daha önce onları yitirdin. tekrar yitirmeyi göze alabilirsin.

yitirmekten korktuğum bir şey kalmış olabilir miydi? hayatımdaki tek kahramanı kaybetmiştim, ve onunla beraber bir çok şeyi. yazdıklarımın bir sayfası bile kaybolmuş sayılmazdı, bu güne kadar en azından. yastığım bir parçamdı benim, bu gece nerde dinleniyor bilmiyorum..

martılar ötüyor damların üstünde. ezan okunuyor. sabah oluyor olmalı. bu şehre bahar geldi. babamın fotoğrafları bu gece nerdeler? mektuplarım nerdeler ve ben neden burdayım?

Thursday, March 22, 2012




yirmi yedisinde roma'ya hükmeden bi yeni yetmenin taze hazzını veriyor keyifli krallığım





Monday, March 12, 2012

The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore (Complete Movie)

çiçeklerin sulandığında büyümelerinde, fiziksel gereksinimlerini karşılamış olmanın dışında bir büyü vardır. ilgilenilmiş olmanın bitkilerde nasıl bir etki yarattığını sadece ona ilgi göstermiş olan tanır. her bir fidan, nasıl geliştiğine hayranlıkla tanık olduğunuz bir kitap gibidir. ve belki de şanslıysa, yaşamı ellerinizde bir kitap olarak sonlanan yine o'dur.


Wednesday, March 07, 2012





bilinçli ve doğaya karşı merhametli bi nesil mi yetiştirmek istiyorsunuz? çocuklarınıza tohum ve toprak arasındaki ilişkiyi anlatın. yetiştirdiği maydonoz ölmesin diye telaş edip su veren sabırlı bi çocuk gerekmedikçe adam öldürmez. haklara tecavüz etmez ve doğanın yüce hükmünü anlayışla karşılar, sizin deyiminizle "iyi insan" olur. bu basit aydınlanma için maydonoz bile yeter. cherry domates(*) ve kendinizin köklendireceği nane'nin(**) güneşle parlayan yeşiline hayran kalacaksınız. sadece evinizin güneş gören bi pencere kenarına yerleştireceğiniz bi saksıda makarnanıza serpecek taze maydonozu veya sos olarak kullanabileceğiniz -çocuğunuz gibi sevdiğiniz- tombik ve KIPPkızıl cherry domateslerinizi yetiştirebilirsiniz. bu çocuk sahibi olmak gibidir. bir evcil hayvan edinmekten daha uzun süreli bi sabır ve daha az ilgi ister. karşılığında daha derin, daha ulvi bi bilgelik sunar. bunu deneyin. bu, kendini "insan" olarak tanımlayan ilk insana doğru yolu gösteren bi ritm, yaklaşık 12000 yıldır. doğanın ritmini dinlemeye alıştırın çocuklarınızı. bu nesilin farkındalığı, yeryüzünde yaşayan tüm canlılar için kritik önemde. yarın doğacak güne kadar yaratıp övündüğümüz bütün kültür bir anda kavrulabilir.

çocuklar ölebilir yarın

yaptıklarımız önceden belirlenmedi. ama sonraya kaldıkları kesin.



* Domates tohumlarını toprağa atmadan önce bir gazetenin üzerinde, güneşte bir kaç gün iyice kurutun. Bu tohumları toprağın 1 cm altına belirli aralıklarla ekin ve sulayın.

** Marketten aldığınız nane demeti içinden en sağlıklı görünen 4-5 dalı seçin, ışık alan bi yerde, bir bardak su içinde bırakın. Zamanla suyunu tükettikçe bardağı tekrar doldurun. Köklenmeleri için acele etmeyin. On gün kadar sonra köklenmelerin 1-2 cm'e ulaştığını gördüğünüzde, toprakta açacağınız oyuklara bu dalları yerleştirin. Alışma sürecinde onlara bol su verin. Bir kaç dalın tutması halinde zamanla nanelerinizin bütün saksıya yayıldığını göreceksiniz.
yine bazı defterler, bazı dirsekler tüketilecek demek ki. tüketilir ne var. yeter ki kuşlar gibi çırpsın yürek. ah yürek. acı bu denli mi gerçek?

yıllardır dinlediğim tüm davullar beynimde zonkluyor. ellerim titriyor. kaç kere ağlayıp kurtulmayı denedim, tecrübesizlik fena. bu, yere düşen ekmeğin küskünlüğü, bağışla. yüzüne bakamam gözlerimi kaldırıp. elini tutamam utanmadan. ben artık bi yabancıyım.

Monday, February 20, 2012

etrafımı yorulmaz dikenlerle bürüdüm
kimselere sözüm yok
vazgeçtim oyunlardan, ben görkemli kaybeden
belki de büyüyorum
boynumdan düşüyor omuzlarım
yine de yürüyorum

Saturday, February 18, 2012

tutmayı denedim yine zamanı nefes nefese. ellerimden akıyordu akışkan kadın saçı kıvamında. meni kıvamında, ter tadında, ağız tadında. büyülüyordu onu öperken ağzından aldığım tad. sarhoşluğumu ilan ediyordum gün ortalarında, birden bire, herhangi bi yerde, göz göze geldiğimiz an.. zamanı tutmayı gerçekten denedim belki de, tutunmayı isteyerek seviştim, kanıtlar elimde.
en ufak bi iz bırakma kaygısı gütmek kesinlikle klasik bi maskeli balo yaratıyor. ve eğlence büyüyor.
zaman akıp gidiyor. hala kadınımın saçı geliyor ellerime, gözlerimi kapatınca. büyük geniş bi yolda deliler gibi koşuyorum. en derinden gelen ve birden insanın beynine vurgun yapan bi dürtü bu. sevişmeyi zamanında kesememek ya da günlerce açlığa bırakıldıktan sonra yemek görünce nezaketten uzaklaşıp hızla karnını doyurmaya kalkmak dürtüleri de zamana tutunmaya devam etmek değil mi? bi tene dokunurken hızla koşuyormuş gibi hissettiğinde bilirsin. güzel bi yerdesin. o anı büyütüp odana poster yapmak isterdin. ama akıyor. kadın saçı geliyor ellerime. özlüyorum.

Friday, February 03, 2012

ellerin mi soğuk? gündüzler mi dönüştü kışa?
merak etme. yakınlarındayım. düşündüğünden yakın.

bi düş gördüm geçende
rüya gibi bir kadın, parlak beyaz bi ışık önünde
aletimi çıkarıyordu dışarıya.
muhteşem bi sessizlik anında dans eden iki haz hayvanıydık
odada bir kişi daha vardı
yerinde oturuyordu
daha fazlasını hatırlamıyordum.
kendimden nefret etmeme yeter mi?

ne kadar kar parçası görsem yolda, ısrarla ezmeyi deneyenlerdendim. belki de sorun buydu emin de değilim. geceleri satranç üzerine teoriler kurup gündüzleri kendine kızan bi adamın eğlence arayışını ne dizginleyebilirdi ki?
korkmadan heyecanlanan, düşünmeden seven bi çocuktun. bi enerji patlaması zinciriyle geçti hayatın. şimdi burdasın. durgun. aramıza hoş geldin. artık bizimlesin.








Monday, January 23, 2012

gece







İnsanlar, gitgide, istediklerine, dilediklerine inanmakla yetindiklerini, düşünüp tartmayı, ölçünmeyi, olanı biteni görmeğe çalışmayı yavaş yavaş bir yana ittiklerini fark etmiyorlardır belki de. Bunun farkına varmağa başladıklarında ise ortalık iyice kararmış olacak. Sabahları güneş yeniden doğar gibi olsa da, ortalık yeniden aydınlanır gibi olsa da, gecenin karanlığı bütün bütün dağılmayacak hiç.


Bilge Karasu