Elini yüzünü yıkamak iyi gelecekti. Bu anlık fikir onu lavaboya attı ve belki iki gündür ilk kez suya böyle atıldı. Su dondurucuydu ama hava da öyle ve bu sktiğimin soğuğuyla baş edemezse burda katkat kıyafetin altında hastalıktan terleyerek ölecekti. Sakalları kesmeden önce biraz düşündü. Bi sigara içilebilir traşa girişilmeden. İçeri geçti ve etraftaki battaniye, sıcak su torbası ve kullanılmış tonla tuvalet kağıdı parçası arasında koltuğa oturdu. Saatine baktı ve işte! 21:40. En sevdiğim saat bu olmalı diye düşündü. İnsanların evlerinde uzanıp kendilerine gelmek için boktan televizyonlarına gömüldüğü ve akmaz bi su birikintesinin dibindeki ıslak toprak gibi bulandığı berrak saat. Telefona uzandı, ama vaz geçti. Başka birinin sesini duymak için çok yorgun hissediyodu. Bulmaca hazırlamayı denedi. Mısır patlatmayı şarkı söylemeyi ama faydası yok gibiydi. Sakallarını kesmemek için bir bahanesi bile vardı onlara söyleyecek. Hayatlarını boktan üniformalar içinde geçiren gereksiz insan sürülerinin bile anlayışla karşılayabileceği türden şeyler. Sonuçta bu onun işiydi. Kelimelerle oynamak ve insanların zihinlerinde farkında olmadıkları küçük boşluklar yakalamak. Bir kere bunu yaptığında artık yarattığı hikayeden kurtulamazdınız. Ve siz “bu konuda ona nasıl yardımcı olabilirim” diye düşünürken vurucu cümle gelirdi.. “işte bu yüzden böyle yaptım.” Yüzünüzde anlayışlı ve sevecen bi ifadeyle başınızı eğer, onu anladığınızı gösterirdiniz. Sahneden inmeden önce rolünden çıkmayan büyük oyuncular gibi vakur tavrını korur ve birden aklına gelmiş gibi farklı bi konuda soru sorardı. Siz cevap verene kadar bu zamanın daha yavaş aktığı önceki sahne beyninize bir fitil gibi sokulmuş olurdu, ve o almak istediğini alıp başka dallara sıçramış maymun edasıyla yüzüne tekrar sevimli gülen maskesini takardı.
Bu onun oyunuydu.
Wednesday, January 26, 2011
Subscribe to:
Posts (Atom)
