Sunday, May 30, 2010

varnhem


Bir hayatın içine ne sığdırsan kardır; yaşam onu yaşamamız için var ve denemek biz akıllı maymunların eğlence kaynağı. Ne yaparsan yap bu uğurda; ölmeyeceğini bilse kim uçurumdan atlamak istemezdi? Tek sorun bağımlılıkların. Buna, sahip olmak istediğin köpekten başlayabilirsin. Bir bavulun içine sığmayacak hiçbir varlığa kibrit kutusundan daha çok değer verme. Ama insanları sev. Sevgi için burdasın, sevdiğin için gidiyorsun ve sevgi mutluluğu yanında taşır. Sadece bağımlılıklar.Hele kötü olanları.


Yanında durup ona bakıyorum. Onunla kesinlikle ilgiliyim. Aslında sadece o var. Fonda neşeli bi palyaço ya da şişme bacak bile olsa asıl izleğim farklı. O kadar yumuşak gülümsüyor ki bunun bir lütuf olduğuna inanıyorsunuz. Yanımda duruyor. Kalabalığın içinde dipdibeyiz. Bazen ona bakıyorum. Durup bakıyorum. Öylece bakıyorum. Bana dönüyor, bakıyor. Kırgınız. Bundan nefret ediyorum. Bu, içinden çıkamadığınız inanılmaz bir kabus. Sadece onun kırgınlığı. Sadece o. Fonda mika dans ediyor şirinlikle. Bu bile aklımızdakileri silemiyor. Havada toz zerrecikleri dans ederken kollarımız bağlı bizim. Ona yakın durmaktan başka bir derdi yok kollarımın. Susadım. Su içmem lazım.
Belli bir uzaklıktan onu izliyorum. Burada sırada beklemem gerek ve etraf benim uğraşmak istemeyeceğim kadar karışık! Hareketlerini seviyorum. Konuşurken başıyla karşısındakini onaylaması ve el hareketleri. Bu hareketleri o kadar tanıyorum ki. Onu özümsemek için bulduğum her fırsatı değerlendirmiş olmalıyım. Onunla çok az zaman geçirdik. Belki de büyü burda. Ya da her ne cehennemdeyse ben yanlarına dönüyorum, elimde bir bardak su –soğuk ve renksiz!- bu beni mutlu etmesi gerekirken geriyor, çünkü ona tapıyorum ve nedense insanların önünde su içmek fikri hoş gelmiyor belki. Nedir bilmiyorum ve şimdi yanımda biri var –kaçabileceğim yerlerden sıvışmakta üstüme yok bu gece- sadece canım sıkkın ve kendimle kalmak isteyeceğim (çantamda bu gün için seçilmiş 2 kitap var. Diğer zımbırtılar şöyle; kurşun kalem, dörde katlanmış beyaz bir sayfa kağıt, iki gündür bekleyen el yapımı boktan bi hediye, cam bir su şişesi, diş fırçası, lens kutusu) bir günde etrafımda bu kadar insan olması çok boktan. Tanıdıklarımın bi çoğuyla vakit geçirmek çok keyifli olduğu halde bunu yapamıyorum evet aklım hala onda. O kadar emek istiyor ki bana çiçeklerimi hatırlatıyor. O kadar ağır hareketleri var ki onu beslemek istersiniz. Kendinizden nefret ettiğiniz günler olur mu hiç? Yaklaşın.Günün talihlisi benim.


Karnım gurulduyor. Bütün gün hiçbir şey yemedim. Ona giderken gurulduyor daha, müzik dinleyen kulaklarımı uyandırıyorum ve etrafımdakilerin duyması fikrinden yüzümü ekşitip devam ediyorum. Onun yanında oluyor sonra. Yıllar kadar uzun süren bekleyişten (arada kavga bile çıktı) sonra alabildiğim yemeği biraz koklayıp attım. Gecenin yarısı ve hala gurulduyor –keşke suyla doyulsa.

Elimi çantama atıyorum, artık gitmek vakti geliyor. Hediyesini uzatıyorum, bakmaya fırsatı yok ya da bakmıyor işte bir şekilde. Onu düşünürken elimden kağıda akanlar yazıyor şişenin üzerinde.İki kelime;

"sevgi ile."

Onu seviyorum. Ama şimdilik bundan ikimiz de emin olamıyoruz. Yanağından öpüyorum ve evet gidiyorum. Hoşçakalın konser alanı ağaçları. Sarhoş kavgaları ve dost sohbetleri –görüşmek üzere! Müthiş yalnızlığıma beni radio dept uğurluyoryor –let me have this. Kaybolmak istiyorum. Gecenin içinde erimek istiyorum. o kadar mutsuzum ki dönüp bakmak aklıma bile gelmiyor. Kaçıyorum