Monday, December 21, 2009







Ah, Evelyn ve Vivian, ikinizi de seviyorum, hüzün verici hayatlarınız için seviyorum sizi, sabaha karşı eve dönüşünüzdeki anlamsız sefalet için seviyorum. Siz de yalnızsınız, ama Arturo Bandini gibi değilsiniz, ne balık ne de kuş. İşte şampanyanız, çünkü ikinizi de seviyorum, seni de Vivian, ağzın tırnaklarla kazınmış gibi görünse, yaşlı çocuk gözlerin kanla yazılmış çılgın sonelerde yüzse de.



Tuesday, December 15, 2009

gerçekten gitmek isteseydim
beklemezdim belki de

bu sesler ve bilmediğim karanlık
bağlıyor sana beni -bilmediğim bi şekilde
susuyorum, bekliyorum
umutlu bile değilim üstelik

sakin.ce

Thursday, December 10, 2009

faşist manifesto



an itibariyle "obama nobel'i aldı" altyazılı canlı yayında "bay amerika" dünyaya savaşın gerekliliğini anlatıyor.

nobel hiç bir zaman değerli bir ödül olmadı. siyasi olmaktan öteye hiç bir zaman geçemedi. ama "barış ödülü" almaya layık görülmüş bi adamın bütün dünyanın gözlerinin içine bakarak "savaşlar sürecek" demesi bu gülünç siyasi ortamda acı çeken milyonların yüzlerine tükürmekten ne kadar farklı? savaşların süreceğini bilmiyor muyuz? din'le uyutulup tatlı sözlerle kandırıldığımızın farkında olmayanımız kaldı mı?

obama konuşmasını şu şekilde sonlandırmalı;

dünyanın bütün kolluk kuvvetleri, birleşin!


Wednesday, December 09, 2009

rain dog





oh, how we danced and you whispered to me
you’ll never be going back home




orada oturuyordu işte; kıpırtısız. bi eliyle yüzünü kapatmış -uyuyor mu ağlıyor mu bilemiyorsunuz. önündeki masada pek çoğu yan yatar halde dalgalanan şişeler durur. kül tablasında iki ölü sigara cesedi. bir hafta boyunca her gün tom waits dinleyip jim jarmusch'tan birşeyler izledi. 518 sigara, 8 litre viski, 12 film ve binlerce şarkı tüketti ve tırnaklarını hiç kesmedi. sarhoşluk dalgasının yükseldiği bi gecede saçlarını kesmek için banyoya gitti, ama ayakları banyoya giderken o çoktan başka bi yerdeydi. başka bi şehirde; bi sonbahar gecesi, sokaklarında vals yapan yaşlı bi çiftin gülümseyerek birbirlerine baktıkları soğuk bir orta avrupa kenti. kendine gelip gözleriyle gördüklerini beyni algılamaya başladığında lavabonun kıllarla dolu olduğunu farketti. sakallarını kesmişti ve bu onu başka bi adam yapmıştı. aynadaki aritsokrat bıyıklı genç adam selam verdi, ve bizimki de ona, ve bir gürültü, şimdi bütün dünya daha büyük, lavabo artık ona yukarıdan bakıyor ve başında belirsiz bi acı, ve ortalık kırmızıya dönüyor, iki kolunda boydan boya kesikler var ve bu bir tenenbaum filmi değil. gülümsüyor, gülümsüyor, içeride melodiler tınlamaya devam ediyor ve dünyanın önemli bi kaybı yok.


oh, she said she’d stick around ’til the bandages came off
but these mama’s boys just don’t know when to quit
and matilda asks the sailors, ‘are those dreams or are those prayers?’
close your eyes, son, and this won’t hurt a bit