Tuesday, July 28, 2009
elinde beyaz bi zarfla hızlı hızlı yürüyordu. kendine yeni bir oyuncak bulmuş çocukların gözlerindeki o cin edayla etrafına hızlı bakışlar fırlatarak ve sandaletinin ayağında açtığı yarayı kemirişine aldırmadan. "yeni bir macera" diye geçirdi içinden. çocukluğunda yaz geceleri yatağına uzanıp yastığına sarıldığındaki o his gibi.. elini yastığın altında gezdirmek, ve soğuk kalan yerleri keşfetmek. nedense aklında bu vardı saat 12 güneşinin altında terden ıslak -çevik ilerlerken.
güneş saatinin tam önünde arkadaşıyla buluştu. bütün hikayeyi anlattı. heyecanla gülümseyen tepkiyi aldı, ve emin oldu; doğru yoldaydı. yeryüzünde hiç kimse hevesli bir veledi kırmaktan mutlu olmaz.
gri binanın kapısında dört zil vardı. binaya fazla giren çıkan olmasa gerekti. hemen köşede kaldırım taşlarından yapılma bi kaldırım buldu, ve beklemeye başladı. şans eseri orda bulunan güzel bi ağaç gölgelik ediyordu. bu şekilde bir süre dinlenip apartman kapısını gözledi. epey kilolu bir kadın kapıdan zorlanarak çıkmaya çalıştığında beyninde "şimdi!" diye bi emir patladı, ama cesaret edemedi. kadın dikkatli ve yavaş hareketlerle kapıyı incitmemeye çalışarak dışarı çıktı, ve sanki ona nispet yapar gibi ağır ağır kapattı kapıyı. az önce aklından "acaba kapı açık olabilir mi?" diye geçiren çocuk artık bu konuda net bi fikre sahipti. gözlerini "budur" diye tahmin ettiği balkona çevirdi. 7 yıl! kim bilir neler olmuştu o evde.
çocukluk hevesiyle sahil boyunca bir o yana bir bu yana savrulup güneşler altında keyif ve hararetle yapılan o konuşmalardan bu yana 7 yıl olmuştu.
7 yıl önce bir kurşun kalemle resmini çizseydi bir kağıda, kurşun kalem uçardı kağıttan. ama o her şeyi hatırlıyordu. inkumunu, sahil yolunu, kızın gözlerini, teninin rengini, omuzlarını ve özellikle gözlerini, tekrar tekrar gözlerini..
balkonda üç saksı vardı. kırmızı çiçekler, beyaz çiçekler, mor çiçekler.. yedi yıl yaşamazdı bunlar, biliyordu. kimbilir kızın hayatına bu çiçekler gibi sonradan giren, ve bu çiçekler gibi sulanan, emek verilen neler girmişti. balkondaki çiçeklere, ve içeride uyuyan kızın düşüncesine dalıp gitti bi süre.
üst katta mahalleli kadınlar balkondan balkona laflıyorlardı. seslerine uyandı birden. kadınlardan yalnız birisini görüyordu ağacın dalları arasından; kırmızı bir ev elbisesi haddinden fazla sarkmış kilolarını örtüyordu ve kadın çıplak tınılı rahatsızlık veren bi sesle laf yetiştiriyordu karşı tarafa. gri bina! kadın aynı binadaydı! o kadınla konuşabilirdi..
düşünmeden yerinden kalktı, apartman kapısında zili çalma taklidi yapıp oyalandı ve başını kaldırıp seslendi; "pardon! bakar mısınız?"
içeri girdiğinde bir posta kutusu araması gerektiğini bile unutacak kadar heyecanlıydı, bir kat yukarı; kapıda numara yok ve bir kat daha.. 4 numara?! hayır dört numara daha yukarıda olmalı? bir sonraki kapıda da numara yok ve artık sezginlerine güvenmeyi öğrenmelisin ufaklık.
yedi yıl sonra bu kadar yakınsın ve sen dört kapıdan hangisinin ardında olduğunu sezemiyorsan bırak bunları ve dön o aynı sahilde kumdan kaleler yap kendine!
buldu. düşünüp hesaplamadan. orda durdu, ve o olduğunu anladı. uzun uzun baktı kapıya. kapının kulbuna dokundu -7 yıl boyunca hergün dokunmuştu kız bu kapıya.gözlerini kapattı, ve kızı içeride geniş bir yatakta serin esen rüzgarın altında uyurken düşündü; ne kadar yakındı!
35 saniye sonra -yakalanmaktan ve söyleyecek söz bulamamaktan korkarak- ayaklarını sürüye sürüye merdivenleri indi. apartman kapısından çıkıp yukarıda hala konuşan kadına nazikçe başıyla selam verip uzaklaştı.
sadece o kapı kalmıştı aralarında; çalmak değildi önemli olan, tek bir kapı.. arkasındaydı belki, belkide değil, ama bu değil şimdi düşünmen gereken, oraya gittin ve tanrıya şükürlerle, yedi yıl sonra, içinde bu kıpırtı, ve kırmızı çiçekler, ve beyaz çiçekler, ve mor çiçekler yine..
Friday, July 24, 2009
Subscribe to:
Posts (Atom)
