Tuesday, May 19, 2009

dean giderken

yüzümde aptal bi gülümsemeyle 411. sayfasından başladım kitabıma, sallanan bi otobüs koltuğunda halinden fazlasıyla memnun

one night i was sitting on the bed in my hotel room on bunker hill, down in very middle of los angeles. it was an important night in my life, because i had to make a decision about the hotel. either i paid up or i got out: that was what the note said, the note the landlady had out under the door. a great problem, deserving acute attention. i solved it by turning out the lights and going to bed.

eve doğru yürürken etraftaki ağaçları izledim bende uyandırdıkları saygıya ve huzura şaşarak. bu güzel gecede koltuk altımda bi hazineyle fazlasıyla şanslı sayılırdım
eve girdikten 5 dakika sonra haberi aldım; dean iki gün sonra yola çıkıyordu. bu değerlendirilebilecek son geceydi, ve tünelde buluşacaktık. yorgunluğuma rağmen hızlı bi duş alıp evden çıktım. ona bir son hediye olarak yeni aldığım kitabı götürmeyi düşündüm, ama hayatını 20 kiloluk bi bavula indirgemesi gerektiğini bildiğimden vazgeçtim bu fikirden. yol boyunca onu düşündüm. beraber geçirdiğimiz zamanları, hararetli ve keyifli tartışmaları, yol konusundaki becerikliliğiyle nasıl karşımda canlı bi örnek olarak durduğunu.. ben sadece hevesliydim onun yanında, o ise sorumluluklarından erken kurtulmuş ve başlamıştı yaşamaya. ben hala beyaz kabuğun kırılmasını bekleyen civcivdim. ve çok yolum vardı onu yakalamaya.
masaya oturduğumuzda sadece 4 kişiydik. hızlı verilmiş bi buluşma kararıydı ve pek kimselerin haberi yoktu. ardı ardına biraları yuvarladık ve hararetle hipnozdan (bu dean'in okuduğu son kitaptı) futboldan (aramıza emre diye bi eleman katıldı) dean'in amerikada neler yapmayı planladığından konuştuk uzun uzun. benim planlarımı sordu, olasılıkla bir sonraki görüşmemizin new yorkta bi yerde -rhode island veya garden city- olacağını, seçenekleri gerçekçi bi şekilde ikiye indirgediğimi söyledim. bütün gece ingilterenin beni daha çok tatmin edeceğini söyleyerek kafamı karıştırdı. ama henüz ikimiz de bilmiyorduk amerikada nelerle karşılaşacağını. ben okulumu bitirene kadar geçecek sürede o çoktan yerleşmiş ve düzenini kurmuş olacaktı. o noktada karar vermek daha kolay olacaktı. aklımda ingiltere fikriyle yudumlamaya devam ettim biralarımı.

dean'in gidişine gerçekten üzülüyordum. başlayacağı yeni hayata o bilinmeyene duyulan garip istekle bakıyorduk ikimiz de, ve sonunda üzülmeyi bile bıraktım. dean doğru olanı yapıyordu, en kötüsüne hazırlanmak fikriyle okuldaki derslerden çaksa bile dönmemesini tavsiye ettim. döndüğünde herşey bitecekti. kahverengi takım elbisesiyle memur dean fikri beynimize iğne gibi batıyordu. gitmeliydik. ve zaman onu önden yolluyordu.

taksim meydan yolunda yazlık tayfasıyla karşılaştık. hepimiz sarhoştuk ve gecenin karanlığında çocuklar gibi zıpladık sevinçle
engini çok özlemişim. dean ve diğerlerini bekletmemek için hızlıca vedalaştık. volkan ve koray kendi yollarına gittiler, ben dean'i dolmuşa kadar bıraktım. dolmuş gece karanlığında yol aldı, ve bu dean'i uzun bi süre için son görüşümüzdü. hepimizde bunun kırgınlığı vardı. dolmuşun arkasından bi süre baktım, ve kendi yoluma gittim. eve nasıl döneceğim hakkında hiç bi fikrim yoktu.

No comments: