Sunday, May 17, 2009

artık neredeyse tamamen boş salonumdaki yeşil koltukta oturmuş sigara içip duvarları izliyodum. 3 yılım geçmişti o evde ve geceyi başka bi yerde geçirecektim. o eve giren insanları düşündüm. sonra sigaramı söndürüp devam ettim toparlanmaya.
sonraki sahnede arka kapısında iki küçük penceresi olan üstü kapalı -içi karanlık bi kamyonetteydim. yığınla eşyanın üstünde; bu eşyalar hep benimleydi bu şehirdeki yıllarımda. bi zaman gelecekti ve kopacaktım onlardan, becerebildiğim kadarından kopmuştum bile. çöp kutularının azizliği.
camdan dışarıyı seyrediyordum. gitmek bu kadar kolaydı işte. tekerlekler ve kaygan yollar. geride kalanların bi önemi yok.
bütün eşyalar yeni evin içine tıkılıp insanlar gidince bu perdesiz evin içinde tek başımaydım. perdesizlik sizi çıplak kılıyor. herşeyinizle ordasınız. orada olmaktan bir cam netliği uzaklıkta. uykularınız bile gözlenebilir rahatlıkla. üstelik pissiniz, henüz sıcak su yok ve kendinizden nefret etmek için koli koli nedenleriniz var.

hergün vapur yolculuğu yapmak işin keyifli kısmı. vapur insanı dinlendiriyor. aslında ulaşım'ın bu kısmını seviyorum, başkalarının kullandığı araçlarda olmayı. size camlardan akan değişimi izlemek kalıyor. ve rahatlayıp akışına bırakmak.

perşembe akşamüstü güneş batarken eski evimin son anahtarını o vapurun korkuluklarından suya bıraktım. sonsuza dek kayboluşunu izleyerek. kim bilir ne kadar derin.. ve hep orda kalacak. bu şehirde benden bir iz, bir daha asla ulaşılamayacak bi iz.

ve şimdi bu sakin pazar gününde yine burdayım. yeni koltuklar yeni bir salon ve değişmeyen sadece ben ve ayakkabılarım.

şimdi eve girsem bile biraz sonra çıkabilirim. madem ki bu esvaplar ve ayakkaplar benim ve madem ki sokaklar kimsenin değil

No comments: