Saturday, April 24, 2010

eylül





pazar sabahı 8.08. “el sıkışmalardan sıkıldım, çıkalım bu kalabalıktan” fonda bi kaç gitar ağlıyor. gözlerin aşağı kavisini almış. bunu görmeye dayanamıyorum.
“hatırlıyorum orda durup bana bakmıştın. o anı hatırlıyorum”
“saçların örülüydü. sapsarı.”
“yıllardır saçlarımı örmüyorum. 8 yıl olmuş mudur?”
“2 ay sonra 10 oluyor.”
“hatırlıyosun..”
"tabi ki."
"kareli gömlekli çocuk.."
gülümsüyorum.


10 yıl önce, güzel bir yaz akşamı üstüm başım darmadağın halde orada duruyorum. marketin hemen önünde. üzerimde kareli mavi bir gömlek var. hemen yanında durduğum 10-15 kişilik bi grup bağıra çağıra yaşları kendilerinden büyük güvenlik görevlilerine kavganın nedenini anlatıyorlar. onlar daha çocuk. 5 dakika önce ben de öyleydim. o kavganın içinde ne olduğunu anlamadan kalakalmıştım. şimdi ortalık durulmuştu, ve ben 15 metre ileride oturan sana bakıyordum. iki gecedir seni görmenin derdinde gezinmiştim buralarda. şimdi ordaydın, ve gözlerini bana dikmiş bakıyordun. çekindiğini anlayabiliyordum, ama bana bakıyordun. bu ikimizin de bir "öteki"yle ilk bakışmasıydı. heyecandan titrememi sadece hızlı soluk alıp verişim engelliyor olmalıydı. bi kavgadan çıkmıştım. bi kızla ilk bakışmam bu kavgayı görmüş ve şimdi -belki endişeli- halde gözlerini benden ayırmayan muhteşem bi yaratıkla gerçekleşiyordu. bu anı unutmayacağımı biliyordum. hiç bir zaman da unutamam.

"orda durup beni gördüğünde çok korktum. yani korkmak değil ama çekinmekle korkmak arası bişey.. yanlış bişey yapma korkusu belki. bana baktın. gözlerim kaçmak istiyordu ama tuttun ve bırakmadın. nasıl olduğunu anlamıyorum. ama o saniyelerle geçen zamanın sonunda sana aşıktım artık."

ensemden aşağıya ter damlıyor olmalıydı. ürperdim. bu, ikimizin de fiziksel olarak bir insanı ilk kez kabul edişimizdi. orada duruyordu. ona yaklaşmak istiyordum. böyle hissetmemi neyin sağladığını bilmiyordum. bunu düşünmüyordum da. dünyada sadece o, ve onunla aramızdaki mesafe vardı. hemen kapanması gereken bi mesafe. sonrasında noolacağını bilmiyorduk. sonrası doğanın tatlı oyunları. şimdi bildiğimiz..

bir kimyasalı damarlarına almış ve bunun ne olduğunu bilmeden bu duyguyu sevmeye başlayan iki insandık. ve zamanını tanımlayamayacağım mükemmel bir süre boyunca orda kaldık. buna endorfin, metadon, insülin ya da amfetamin ne derseniz diyin. bu kimyasal bi mükemmellikti beynimizi işgal eden, ve bunu o kadar çok sevmiştik ki 10 yıl sonra o 3 saniyeyi hatırlamak bile keyifliydi.

"artık neden böyle şeyler olmuyor?" dedi

belki de bizim o yaşlarda olmamızın bi etkisi, bi özlem duygusu gibi bişeydir dedim. bilemiyorduk. başımızdan ne geçtiyse şu an çözmeyi denemek anlamsızdı. keyifli fakat sonuçsuzdu bu. gözlerimiz bi süre bi yerlere dalmış olmalı. ikimiz de gülümsüyorduk bunları düşünürken.



bir bankta oturuyoruz. herşeylerden küçük kız arkadaşım. o kadar küçük elleri var ki tutamıyorum. bulut gibi akıcı dudakları. dudaklarına baktığımda gülümser. henüz hiç kimseyle öpüşmedi. hiç kimseyi bu kadar istememiş olmalı bedeni.
cebimden bi bıçak çıkarıyorum. ellerim çok genç henüz. 15 lik saf çocuklar parmaklarım. temizler. bembeyaz ayalarım. onunlayım.

bulduğum bi dalı yontuyorum. her hareketimde duyulan ahşap dilimlenme sesi. parlak. kusursuz. bu güzel bi gece. serin, sessiz. dakikalar ılık akıyor. hissediyorsunuz.

“ayrılalım” diyosun.

kalakalıyorum.

ilk terkedilişim. ilk gidişin senin birilerinden. kedin bile olmamış geride bıraktığın. ve şimdi ben..

birden elim kesiliyor. bıçak yere düşüyor, kanlı. kesik biraz derin. hızla buluyor yatağını koyu kırmızı nehir. sol elimle bastırıp sana dönüyorum. sakinim. olmam gerektiğinden çok daha sakin.

“ayrılmak mı istiyorsun?”

alt dudağının titrediğini görebiliyorum. elime bakıyorsun. ah, ne kadar narin yüzün.. söylemesem de çok acıyor canım. kendini tutamayıp ağlıyorsun. yanımdan kalkıp koşmaya başlıyorsun. gözlerim kararıyor. ardından kalkıp yere düşüyorum. bu benim ilk yıkılışım. canım acıyor. yerde kan içindeyim. 15 yaşımdayım. aklımdaki kız ağlayarak uzaklaşıyor. kan hiçbir şekilde durmuyor. gözümü açtığımda karşındayım. üstüm çıplak ama sorun yok, deniz 1,5 metre yanımızda ve hava deli gibi sıcak. tişörtüm elime sarılı. neyseki siyah. sen farketmiyorsun ayak dibimde kan gölünü. beyaz kıyafetine kanım bulaşıyor. gülüyorsun. sabah uyandığında aklına ben geleceğim.
sabah uyandığımda yine sen benim..

“10 yıl!”
“evet.”
“ilk öpüştüğüm adamsın benim.”
“bunu bilmiyodum.”
“pişman mısın?”
"hayır. özledim."


gülümsüyorsun.


24.04.2010

No comments: